Ekonomik koşullarda meydana gelen sıkıntılar teşebbüslerin en önemli değerlerinden olan markaların rehne ve hacze konu olmasını daha sık gündeme getirmektedir. Markanın rehni ve haczi konusu 556 Sayılı MarkKHK’nın 18. ve 19. maddelerde çok kısa olarak ele alınmıştır. Ancak, konunun daha iyi anlaşılması ve bu maddelerin hukuk sistemimizde uygulanabilmesi açısından 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin (Yönetmelik), Medeni Kanun, İcra İflas Kanunu, Ticari İşletme Rehni Kanunu, Avrupa Birliği Yönerge ve Tüzükleri’nden istifade edilmesi gerekmektedir. Alacaklı borçlunun ödeme gücünü yeterli görmediği durumlarda, alacağını güvence altına almak amacıyla, borçludan teminat isteyecektir. Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 954. maddesi “başkasına devredilebilen”, parasal değeri olan, alacak ve diğer haklar üzerinde rehin hakkı kurulabileceği düzenlenmiştir. Rehinle teminat altına alınmış olan borcun, zamanında ödenmemesi ihtimalinde, alacaklı rehin konusunun paraya çevirmesini talep edebilecektir.

Ayrıca borçlu aleyhine yapılacak cebri icra yoluyla takiplerde, malvarlığı değeri olan marka üzerinde haciz kurulabilecek, marka iflas masasına dahil edilebilecek, bunlar sonucunda ise paraya çevrilebilecektir.

Markaların teminat sözleşmelerine konu olmaları , 556 Sayılı KHK’ya egemen olan markanın bağımsızlığı ilkesi çerçevesinde 18. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre marka, ticari işletmeden bağımsız olarak rehnedilebileceği gibi, bir ticari iş¬letme rehni çerçevesinde de ticari işletme fonuna dahil bulunan diğer malvar¬lığı unsurlarıyla birlikte de rehnedilebilir

Rehnin amacı, markanın paraya çevrilmesi neticesinde elde edilecek para ile bir alacağı temin etmektir. Rehni kuran hukuki işlemin konusu iki temel unsurdan oluşur. Bir tarafta rehinle temin edilen alacak, diğer tarafta rehinli marka vardır. Türk Rehin Hukukunda kabul edilen belirlilik ilkesi icabı marka rehninin bu iki cephesi de belirli olmalıdır. Doktrinde hakim olan görüş, rehinle temin edilen alacağın ne miktar ne de nitelik olarak tayin edilmesinin zorunlu olmadığı belirlenebilir olmasının yeterli olduğu yönündedir.

Marka üzerindeki hukuki işlemlere ilişkin genel kural niteliğinde olan MarkKHK m.15’te marka üzerindeki rehin hakkı bakımından Türk Medeni Kanununun rehin hakkına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

MarkKHK da ferdi marka tanımına yer verilmese de KHK’nın ferdi marka esası üzerine bina edildiğini söylemek mümkündür. MarkKHK da açıkça Ortak ve Garanti markasına ilişkin olduğu belirtilen hükümler haricindeki tüm KHK hükümlere uygulanabilir niteliktedir. Bunun neticesinde MarkKHK da düzenlenen rehne ilişkin hükümlerin “Ortak Marka” veya “Garanti Markası”na da uygulanabilecektir.

Tescilsiz bir marka da işletmeden bağımsız bir ekonomik değere sahip olması, iktisaden değerlendirilebilir olması ve devredilebilir olması, neticesinde TMK m. 954 uyarınca rehnin konusu olabileceği kabul edilmektedir.

Ayrıca 556 Sayılı KHK m.22’ye göre Marka Başvurusu da marka gibi, devredilebilen bir hak olduğu için, marka tescil başvurusu da rehnedilebilir. TMK m. 954’te de devredilebilen hakların rehne konu olabileceği düzenlenmiştir.

Marka üzerinde lisans verilmiş olması halinde de; marka için rehin kurulmasına engel olmaz. Bu durumda marka hakkı sicile, üzerinde lisans hakkı bulunmak kaydıyla tescil olunur.

Markadan bağımsız olarak sadece lisans hakkı olması halinde, MarkKHK 21/IV uyarınca kural olarak lisans hakkı devredilemez. Devredilemeyen haklar rehin konusu olamayacağı için de kural olarak marka lisans hakkı rehne konu olamaz. Ancak taraflar lisans sözleşmesinde açıkça belirtmekle lisans hakkının devredilebileceğini kararlaştırabilirler(İnhisari olmayan lisans). Bu şekilde devredilebilir bir hak niteliği kazanan lisans hakkı rehne de konu olabilecektir.

Son olarak belirtmek isterim ki marka, bir üçüncü kişinin borcu için marka sahibi tarafından rehnedilebilir. Bu durumda rehin sözleşmesi, marka sahibi ile üçüncü kişi ve 3. kişinin alacaklısı ara¬sında kurulur .

Markanın Rehni. “Markanın hukuki işlemlere konu olması” kenar başlığını taşıyan MarkKHK 15. maddesinde markanın rehnedilebileceği, rehin hakkında Medeni Kanunun rehin hakkına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Burada ifadesini bulan TMK 954. madde ve devamı hükümleridir. Arkasından 40/94 Sayılı Topluluk Marka Tüzüğü 19. maddesine uygun olarak , 18. maddesinde markanın başkasına teminat olarak verilebileceği belirtilmiştir. Kararnamenin tercih ettiği ifadesi “Tescilli bir marka, işletmeden bağımsız olarak, teminat olarak gösterilebilir. Markanın teminat olarak gösterilmesi, taraflardan birinin talebi üzerine, sicile kayıt edilir ve yayınlanır.” şeklinde olmakla birlikte burada düzenlenmiş olan rehindir.

TMK’nun rehin hakkındaki hükümlerine yapılan yollama neticesinde, borcun ödenmemesi halinde rehin konusunun mülkiyetinin, rehin hakkı sahibine geçeceği yönündeki anlaşmalar geçersizdir. (TMK md. 788/c.2) Rehine hakim olan lex commissoria yasağı, marka üzerinde kurulan rehin için de geçerlidir.

Marka tescil edildiği mal ve hizmetlerden bir kısmı için devredilebilir, ancak tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı üzerinde rehin tesis edilemez .

Marka Rehninin Şekli. Markanın teminat olarak verilebileceğini düzenleyen madde metninde, rehnin marka üzerinde nasıl kurulacağı yönünde bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bunun yanında MarkKHK 15. maddesinde marka üzerindeki hukuki işlemlerin yazılı şekilde yapılması gerektiği geçerlilik şartı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla marka üzerinde kurulan rehnin geçerli olabilmesi için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gerekmektedir.

Yönetmeliğin 22. maddesi, Kararnamenin 18. maddesinden daha ayrıntılı bir düzenlemeye yer vermiştir. 22/II-b bendinde, rehnin sicile tescil edilebilmesi için, rehin sözleşmesi veya aslına uygun noter tarafından tasdikli örneğinin, TPE’ye verilmesi gerektiği belirtilmiştir. TPE tarafından asıl istenilenin, markanın devrinde olduğu gibi, noter tasdikli rehin sözleşmesi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Kararname ve Yönetmelikte taraflardan birinin talebi ile rehnin sicile tescil edilebileceği belirtilmektedir. Ancak tescilin rehin sözleşmesi ve iyi niyetli üçüncü kişiler üzerindeki etkisi üzerinde durulmamıştır. Tescilin etkisi markanın devri ve lisansının düzenlendiği maddelerde belirtilmiştir. Bu maddelerin kıyasen uygulanması ile rehin marka siciline tescil edilmediği sürece iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği düşünülürse, örneğin markayı devralan iyiniyetli kişi, markayı rehinsiz devralmış olacaktır. Buna karşılık tescilin söz konusu etkisi sadece markanın devri ve üzerinde lisans kurulması durumunda düzenlenmiştir(MarkKHK 16/son ve 21/X) görüşü savunulacak olursa, marka üzerindeki haklar tescil edilmemiş olsa bile iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilecek ve devralan kişi markayı üzerinde rehin ile devralmış olacaktır. Belirtmek gerekir ki lisans ve devrideki tescilin etkisinin kıyasen markanın rehni ve haczinde de uygulanacağı öğretide kabul edilmektedir . Marka Kanun Tasarısında rehnin düzenlendiği hükümler incelendiğinde; rehin marka siciline tescil edilmediği sürece iyiniyetli kişilere karşı ileri sürülemeyeceği açıkça düzenlendiği görülmektedir. Kanaatimiz de markanın rehni yazılı sözleşme ile geçerli şekilde kurulmakla birlikte, tescil edilmediği sürece iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceği yönündedir. Aynı açıklamaların markanın üzerindeki haczin sicile tescili durumunda da geçerli olduğunu belirtmeliyiz.

Marka Üzerindeki Rehin Hüküm ve Sonuçları. Öncelikle marka üzerinde rehin hakkı sahibi olan kişi, alacağının ödenmemesi halinde markayı paraya çevirerek, satış bedelinden alacağını tahsil etme hakkına sahiptir. Markanın paraya çevrilmesi konusu, markanın haczi bahsinde incelenecektir.

Marka üzerinde rehin kurulmasına rağmen, kural olarak marka sahibi, marka üzerindeki tasarruf hakkına sahip olmaya devam eder. Bunun yanında Medeni Kanunun rehin konusunun özenli şekilde yönetilmesi gerektiğine ilişkin hükümleri markanın rehni durumunda, hakkın bünyesine uygun düştüğü ölçüde uygulanacaktır . Rehin veren marka sahibi, rehin alanın durumunu kötüleştirecek işlemleri yapmaktan kaçınmalıdır. Örneğin markanın 5 yıl haklı bir neden olmaksızın kullanılmaması ( MarkKHK 14. md), MarkKHK 42. maddesi gereğince hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu durumda marka hükümsüz kılınabilir ve rehin hakkı sahibi zarara uğrayabilir. Kural olarak marka sahibinin markasının değerini düşürebilecek hareketlerden kaçınması gerektiği, aksi takdirde alacaklının zararını karşılamak yükümlülüğünde olduğu söylenebilir.

Ayrıca marka sahibi, MarkKHK 46. maddesi gereğince marka siciline kayıt edilmiş hakların ve lisans sahiplerinin rızası olmadan marka hakkından vazgeçemeyecektir. Dolayısıyla marka hakkından vazgeçilmek istenmesi durumunda, marka üzerinde rehin hakkı sahibinin veya lehine haciz kurulanın rızasının alınması gerekmektedir.

Markanın koruma süresinin dolması ve marka sahibi tarafından yenilenmemesi durumunda TMK 961/I . maddesinin kıyasen uygulanacağı ve marka sahibinin yenilemeye zorlanabileceği kabul edilmektedir . Kanaatimiz de MarkKHK 46. maddesinde markadan vazgeçme durumunda, rehin hakkı sahibinden izin alınacaksa, vazgeçme ile aynı sonucu doğuracak olan markayı yenilememe durumunda da izin alınması gerektiği yönündedir. Bunun yanında Yönetmeliğin 22/I. Maddesinde marka üzerindeki rehnin, yenileme ve benzeri ücretlerin yatırılmaması sebebi ile markanın sona ermesine engel olmayacağı belirtilmiştir.