Genel olarak her sınaî hak yalnızca tescil edildiği ülke sınırları içinde geçerlilik arz eder. Dolayısıyla markaların tescilinin koruma çerçevesi hangi ülkede tescil edilmişse onunla sınırlıdır. Özellikle günümüzde, iç pazarla paralel olarak, dış pazara da yüzünü çeviren mal/hizmet üreticileri için yurt dışı marka tescili kaçınılmaz hale gelmiştir. Tüm dünyaya mal/hizmet satarak büyümek için geliştirilecek en önemli unsurlardan biri markalaşmadır. Üretici için, markalaşma çabalarının, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da olumlu sonuçlar vermesi, ancak markasını tescil ettirerek koruduğu ölçüde olacaktır. Ürettiği mal/hizmet için ihracat yaptığı ülkelerde markalarını tescil ettirmemelerinin bazı olumsuz sonuçları olabilecektir:

• İhraç ettiği ürünü daha gümrükten bile geçemeden el koyulabilecektir.

• Uzun yıllardır kullandığı ve büyük yatırımlar yaptığı markası, ihracat yaptığı ülkelerde başkaları tarafından tescil ettirilebilir. Bu durum, zaman zaman markanın kaybedilmesine; yani, katlanılan tüm maliyetlerin bir kambur olarak işletmenin üzerinde kalmasına neden olabilir. Veya, bu durumu düzeltmek için ayrıca farklı maliyetlere katlanılması gerekebilir. Her durumda, işletme hem zamandan kaybedecek hem de maddi kayba uğrayacaktır.

• Ürünün çeşidine bağlı olarak gireceği ülke pazarında, alması gereken başka belgelendirmeler(izin, kalite vb.) için marka tescili zorunluluğu olabilecektir. Markasız bir ürünle, hedeflediği bu pazara giremeyecektir.

Yurt dışında marka tescili için geçerli, belli başlı üç yöntem vardır: Her ülkenin kendi patent ofisine başvuru yapmak, Avrupa ülkelerini kapsayan Avrupa Topluluğu markası için Avrupa Patent Ofisi’ne başvuru yapmak ve son olarak Madrid Protokolü çerçevesinde başvuru yapmak.

Bu yöntemlerden, işletmeler için en ekonomik ve işlevsel olanı Türkiye’nin de üyesi olduğu Madrid Protokolü’dür. Öncelikle diğerlerini şöyle kısaca değerlendirirsek; her ülkenin kendi bünyesinde başvuru yapmak, her ülkede ayrı bir vekil bulup anlaşma yapmak ve her ülkenin kendi iç mevzuatına uygun başvuru yapmayı gerektirmektedir. Bu, maddi kayba neden olmakla birlikte her ülke için yapılan ayrı ayrı bürokratik işlemler nedeniyle zaman kaybına da neden olmaktadır. Avrupa Topluluğu markası ise, bürokratik işlemlerin tek bir kanaldan yürütülmesi nedeniyle zaman kaybının önüne geçmekte; ancak, başka dezavantajlar barındırmaktadır. Bu başvuru yönteminde, tescil ettirilmek istenen markanın ülkelerden birinde dahi, daha önce tescil edilmiş olması halinde, başvuru diğer ülkeler içinde reddedilmektedir.

Bu nedenle, en uygun yurt dışı başvuru yöntemi Madrid Protokolü’dür. Bugün itibariyle üye ülke sayısı 67 (altmış yedi) olmakla birlikte, her geçen gün artmaktadır. Madrid sisteminde yapılan başvurular özellikle ülke sayısının fazla olduğu durumlarda, işletmeler için hem daha ekonomik maliyetler içermekte, aynı zamanda işlemlerin tek bir kanaldan yürütülmesi nedeniyle bürokrasiyi de en aza indirmektedir. GÜNCEL PATENT olarak müşterilerimize önerlilerimiz de bu doğrultudadır.